18 Ağustos 2013 Pazar

Yalnızlık aslında görüldüğü kadar kötü değildir.

Çocuk gürültüsünden,
Ya da şehrin kalabalığından kaçmaktır.
Kafa dinlemektir.
Uzun uzadıya dalmaktır uzaklara.

Objektif bakabilmektir yalnızlık.
Terazine ağırlık yapan biri olmadan.

Odanda yalnız oturmaktır.
Kitap okumakla dışarı çıkmak arasında kalmaktır.
Ama kitap okumak zorunda olmaktır.

Bazen susmaktır.
Konuşacak o kadar çok şey varken,
Susmaktır.

Markette kasa sırası beklerken,
Çalmadığını bildiğin halde
Telefonu çıkarıp umutla tuş kilidini açmaktır.
Ve sonra kapatıp geri cebine koymaktır.

Sıcak yaz günlerinde kokmuş çarşaflarını
Değiştirmeye üşenmektir.
Çekirdek çitlerken,
Sosyal medyadan kalabalık hayatları takip ederken,
Çayının bittiğini farkettiğinde,
Kalkıp “kendi” ellerine tazelemektir...

Yalnızlık bu,
Ne tarifi vardır, ne dalgası...
Kapıyı çalmadan girer içeri.
Çıplak yakalanırsın.

Ürkersin...

“Yalnız yaşıyorum” dediğinde,
Arkadaşının anlıyormuş gibi bakmasıdır yalnızlık...
Anlasada hiç bişeyin değişmemesidir.

5 dk da bütün eski resimleri kurcalamaktır.
Telefondaki hiç kullanmadığın rehberini düzenlemektir.
3-5 harften oluşan isimlere,
Satırlar dolusu anlamlar yüklemektir.
Ve “heyy gidi” demektir.
Çaresizce.

Çay içmektir yalnızlık.
Güneş vurmuş balkonun gölge yerlerini arayarak.

Odada kendini sigara dumanına boğmaktır.
Sigara paketinin kaç saat daha idare edeceğini hesaplamaktır.
Ama hep hesabından önce bitmesidir.

Hangi filmi izleyeceğine karar verememektir.
Hangi kitabı okuyacağına...
Hangi kıyafeti giyeceğine...

Kapı zilini sadece kapıcının kullanmasıdır.

“Zile basıp beklemeyi” özlemektir.

Hastayken ıhlamuru kalkıp kendin kaynatıyorsan yalnızsındır.
Ya da biranı masada değil barda içiyorsan...
Barmenin seninle konuşma ihtimalini bekleyerek.

Hiç bir barmenin “nasıl gidiyor” diye sormamasıdır aslında.

Sonra çıkıp kalabalıkta bir başına yürümektir.
Bi tanıdıkla karşılaşabilme ihtimalini güderek.

Ayılabilmek için içtiğin kahveye kimsenin,
“Kapatta fal bakayım” dememesidir.
Yinede o fincanı kapatıp soğumasını beklemektir.
Sonra telvelere kendince anlamlar yüklemektir.
Elini  uzattığında, “bir tutanın” olduğu bir hayat üzerine (...)

Yalnızlık,
Aslında kimsenin iyi geceler dememesidir,
Uyumadan önce...

Sabah telefona sarılmaktır.
“Günaydın” yazısını arar gözlerle...
Hiç bir mesajın gelmemiş olmasıdır.
Ve rüyanı anlatacak kimsenin olmamasıdır...

Kahvaltı masasına bir tane çatal koymaktır.
Kahvaltı sonrasında masada çay-sigara keyfi  yaparken,
Hararetli hararetli sohbet etmektir.
Kısık ateşte tıkırdayan demliğin gürültüsüyle...

Sonra,
Bağıra çağıra şarkılar söylemektir.
Oda lambasının etrafında uçuşan sineklere...

Yatağa oturup salya sümük ağlamaktır, yalnızlık...
Sesini duyunca rahatlayacağın kimsenin olmamasıdır.
Olsa bile aramicak olmasıdır.

Ağlarken akan burnunu silmek için
Kalkıp peçeteyi almaya üşenmektir.

Uyku haplarıyla uyumaktır bazen.
Ne kadar uyursan o kadar kar edeceğini düşünmektir.

Yatakta döndüğünde yanındaki boşluğa silüetler yatırmaktır.
Yatağına aldığın silüetin birden toz olduğunu farkettiğinde,
Burnuna inceden, yakıcı bir sızı girmesidir.
Hep yalnız olacaksın diye değil,
Hep koklayarak öptüğün için (...)

Sonra kalkıp bi sigara yakmaktır yalnızlık.
Üzerine su içip tekrar yatmak...
Yeni bir uyku hapını katık ederek.

Üşümektir yalnızlık...
Üstün açıldığında kimsenin örtmemesidir.
Üşütüp hasta olmaktır.
Cereyanda kaldığın için değil,
Üzerini kimse örtmedi diye...

Bazen eski sevgililerinden kalan anılarını kurcalamaktır.
Aldığı bi kitabı 8. Kez okumak...
Atmaya kıyamadığın boş parfüm şişesi...
Ellerimiz birlikte ısınsın diye aldığımız,
Ama utandığımız için hiç kullanmadığımız,
Sevgili eldiveni...
Yada kutudan çıkan bir sinema biletiyle,
Onu izlerken filmi nasıl izleyemediğini hatırlamaktır.

Sonuç olarak, yalnız olduğunu farkedene kadar,

Yalnızlık güzeldir... 

Kenan İNAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder